12 Nisan 2017 Çarşamba

Wisconsin Dells - 1

Merhabalar, uzun zamandır kullanmadığım blog sayfamı konsept/konu değişikliği ile tekrar aktifleştirmek istiyordum, nihayet o vakti buldum. Öncelikle seyahatlerimde deneyimlediğim şeyleri hem küçük bir hatıra defterim gibi tutmam, hem de ilgili konular hakkında araştırma yapan, bilgi almak isteyenlere yardımcı olması açından yazacağım. Çünkü ben bunları araştırırken internetten objektif ve güncel bilgiye rastlamak çok zor olmuştu. Umarım bu anlamda yazılarım faydalı olur.

İlk yurtdışı deneyimimi 2015 yazında work and travel programıyla Amerika'da gerçekleştirdim. Hem 20 yaşına kadar ailesiyle yaşamış, hem de adam akıllı iş tecrübesi olmayan bir genç kız olarak hayli zor adımmış, orada anladım. Bunun nedeni de tek başına 3,5 ay gibi hiç de kısa olmayan bir sürede alıştığın düzeninden kilometrelerce uzakta yaşama ve kendini idare edebilme becerisi kazanmaya çalışırken, aynı zamanda iş hayatını da bambaşka kültüre sahip ve farklı dilde konuşan insanların arasında öğrenmeye çalışmak... Bir yandan ailenin arkadaşlarının özlemi, bir yandan gözünde büyüyen günler, haftalar aylar... Açıkçası ilk günler çok karmaşık olduğumu hatırlıyorum. Türkiye ile aradaki hayli uzun saat farkı da eklenince, ilk günlerim oldukça zor geçti. Ama zaman geçtikçe, ayakların üstünde durmayı öğrenip çevrendeki insanlarla da tanışıp kaynaştıkça yerini unutulmayan tecrübelere ve anılara bırakıyor. Aslında ayak uydurmaya başladığında ait de hissetmeye başlıyorsun.

İlk yolculuk ve ilk günden bahsetmek istiyorum. Wisconsin Dells, Amerika'nın Wisconsin eyaletinde bulunan, eyaletin ve çevre eyaletlerin tatil için mevsimsel olarak akın ettiği bir küçük kasambamsı su parkı cenneti. Yolculuğumuzu Alitaila ile Roma aktarmalı İstanbul-Chicago uçuşu ile gerçekleştirdik. Benim için Roma'ya uğramak sembolik de olsa heyecan vericiydi, çünkü her ortalama bir Türk kızı gibi İtalya hayranlığım vardı. Yaklaşık 2,5 saatin sonunda şehre 40 dk uzaklıkta bir havaalanına iniş yapmışız, havaalanı kalabalık ve küçüktü. Beklemeyi de oldum olası sevmem, diğer uçak da 1 saat geç kalkınca totalde 3,5 saatimizi yedi Roma, küs ayrıldık. Ama asıl bunaltıcı kısım bundan sonra başlıyormuş, orta koltuklarda (dar alan fobim olmasa da etrafım 2'şer 3'er insanla çevrili, önümdeki koltukla 10 cm mesafem olunca, ismail türüt gibi atasım geliyordu kendimi hole) 13 saat uyumaya, müzik dinlemeye, film izlemeye çalışmak büyük işkenceydi. Sürekli yemek ikramı yapılıyordu ve can sıkıntısından yiye yiye midemi bozmuştum. Nihayet O-Hare'ye indik. Bir trenle çıkışa geçtik, ve shuttle'a binip başladık yaklaşık 4 saat sürecek olan Wisconsin Dells yolculuğumuza. Aşırı uykusuzdum, yarım saat kadar direnip yanımdaki tanımadığım kızın omzunda uyuyakalmışım. Gözümü açtığımda millet heyecanla etrafa bakıyordu, gelmişiz bizim yeni memlekete. Tabii kızın omzunda uyumuş olmamın utancını üstümden atana kadar odaklanamasam da, ilk dikkatimi pembe evleriyle flamingo hotel oldu. Ardından kolezyonu ve truva atıyla bizim çalışacağımız park göründü, o an ki heyecanımı anlatamam! Nihayet 3 ayımızın geçeceği, 6 aydır hayalini kurduğumuz yerdeydik!


İlk gün akşam saatlerinde vardığımız için asıl konaklayacağımız yere gitmedik, öncelikle çalışacağımız parkın insan kaynaklarıyla görüşmemiz gerekiyordu. O gün şehir merkezine 10 dk uzaklıkta bir motelde kaldık. Eşyaları bırakıp hemen ilk amerikan burgerımızı yemeye gittik. Arka masada bir çift, benim karşımdaki büyük yuvarlak masada da 4-5 çocuklu zenci bir aile vardı. Yine gittiğimiz cafe'yi işleten yaşça büyük kız kardeş teyzelerdi. Hayran hayran etrafımızdaki insanları inceliyorduk. Her şey düzenli ve güvenli görünüyordu, insanlar sıcacıktı, eğlenceliydi. Ama samimiydiler de. İşte bu kısmı yadırgamamak elimde değildi. Bunun ilk örneğini siparişimizi alan tatlı teyze gösterse de, wc'ye gittiğimde bahsettiğim geniş zenci aileden benim yaşlarımda bir kızla karşılaştık, ve bana gülümsedi! Allah allah dedim eteğim falan mı yerinde değil, saçımda mı bir gariplik var? Tuvaletten çıktım, o da saçlarını topluyordu. Çok göz göze gelmemeye çalışarak hızlıca elimi yıkadım. Gözlerinin rengi çok güzel! demez mi? Teşekkür edip ben de rastalı saçlarına bayıldığımı söyledim. Aslında garip olan benim yanlış anlamamdı, garip olan bizim kendi içimizde bu samimiyetten uzaklaşmış olmamızdı. Ne zaman tanımadığım bir insanla herhangi bir yerde sohbet ettiğimi hatırlamıyordum. Kızın samimi davranışı, o günlerde korkulu rüyalarım olan parktaki ilk günümün o kadar da zor geçmeyeceğinin sinyalini vermişti.

Yemekten sonra o kadar halimiz yoktu ki downtown'u sabah turlarız, duş alıp uyumamız lazım deyip motel'e geri döndük. Sabah bulutluydu, önce markete girip ne var ne yok diye bakındık, sonra Dells'in küçük downtown'ında turladık. Çoğu yer daha açılmamıştı ama güzel alternetiflerimizin olduğu da açıktı. Geçer notu almıştı Dells!


Artık asıl kalacağımız yere ve parka bir uğramamız gerekiyordu, taksi bulmak için bavulları alıp downtown'a geri dönünce; sokak sihirbazları, komedyenleri ile canlı bir downtown ile karşılaştık öğlen saatlerinde. Telefon yok, taksi bayiisi yok, uzun uğraşlar sonucu bir taksi bulup bindik, bizim parka doğru yola çıktık. Orada tatlı Sunny ile karşılaştık 2. kez. Türkiye'ye gelip işe alım mülakatlarını gerçekleştiren, ve heyecandan hepimizin dil sürtçmelerini, gramer hatalarımızı hoşgörüp şakalarıyla bizi rahatlatıp konuşturan tatlı Sunny!

Parkın kendi imkanlarından cabin seçeneği vardı, parka aslında en yakın olan ve bungalov evler şeklinde tasarlanmış çalışan evleriydi bunlar. Biz haziran ortasında gittik ancak wat için geç bir tarih bu esasen. Mayıs başlarından itibaren Dells'te turizm başladığı için, her ülkeden gelen çalışanları da mayıs başından itibaren geliyordu parka, bu yüzden cabinler doluydu. Daha sonradan öğrendik ki cabinlerde 5 kişi kalıyorlarmış. O bakımdan zaten iyi olmuş gitmememiz. Kaldığımız yer (Hiawatha) ise parka 20-25 dk yürüme mesafesinde 2 kişilik odalardan oluşan bir yurttu. Yani odanın sorumluluğu kaldığın süre içinde tamamen sana ait, küçük bir buzdolabı ve klimadan ulaşan gömme dolaplı odalar neticesinde, yurt demem garip olmaz. Her katta ortak mutfak, ve her mutfakta genişçe masalar ve yemek yapmak için fırın, ocak vs vardı. Kendi odamdan çektiğim harika bir gündoğumu fotoğrafını da #nofilter olarak buraya ekliyorum;


Aynı gün içinde Hiawatha'ya gittik, bavulları bırakıp bu sefer günü değenlendirelim dedik. Önceki gece kaldığımız yer Noah Water Park ile anlaşmalıymış, bize de gün içinde gidebileceğimizi söylemişlerdi ayrılırken. İşlerimizi erken bitirince koooştuk Noah'a. Yine de park haftaiçi 5'te kapandığı için çok değerlendiremedik parkı. Kısa da olsa parkta denediğimiz her ride çok eğlenceliydi, şansımıza hava da güzeldi. Neden şansımıza dediğimi daha sonra anlayacaksınız...

Noah'ta eğlendik, acıktık, Pizza Pub'a gittik. Burası bizim parkın girişinin yanında, Noah'ın da karşısındaydı. Yine ilk burada karşılaştığım olay, garson sizi karşılıyor masanıza oturtuyor, siparişinizi alıyor, siparişleri getiriyor, okey, sonrasında belli aralıklarla her şeyin yolunda olup olmadığını sorup, bazı ikramlarda bulunabiliyor, mesela çok sevdiğimiz baharatlı ekmek dilimleri gibi! Aslında hesabın min. %5'i gibi bir miktarı garsona bahşiş bırakmak zorunda olunduğunu göz önüne alırsak bu ilgi normal. Garsonluk burada ciddi para kazandıran ve önemsenen bir meslek olduğunu zaten duymuştuk. O günlerde ikinci iş olarak garsonluk yapmakla kafayı bozmaya başlamıştım ama neyse ki öyle bir zaman boşluğum ve maddi ihticayım olmadı.

Yemek sonrasında ilk iş gününe hazır olmak ve kaldığımız yere alışmak amacıyla erken dönüp odalara yerleştik, ortak alanda yeni arkadaşlarımızla tanışmaya başladık. Heyecanlı ve tempolu bir sabah bizi bekliyordu.

Dells'te ilk gün böyleydi. Daha fazla mekan ve fotoğraflarıyla Wisconsin Dells - 2'de görüşmek dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder